Kılıçdaroğlu yanıtladı: Cumhurbaşkanlığı’na kendisi aday olacak mı?

YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OL

Kılıçdaroğlu yanıtladı: Cumhurbaşkanlığı’na kendisi aday olacak mı?

 Kılıçdaroğlu yanıtladı: Cumhurbaşkanlığı’na kendisi aday olacak mı?

06.07.2020 - 13:25

Güncelleme : 06.07.2020 - 13:47

Kılıçdaroğlu, “Erdoğan’ın Türkiye’nin demokratik standartlarının güçlendirilmesi açısından bir adım atacağına asla inanmıyorum. Tam tersine bugün var olan baskıları süreç içinde büyüterek yoluna devam etmek istiyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan gündemdeki tartışmalı yasal düzenlemelerden vazgeçmesi konusunda görüşme talep etmeyi anlamlı bulmadığını açıkladı.

Kılıçdaroğlu, en son rejim değişikliğine yol açan anayasa değişikliğine karşı 18 Ocak 2017’de görüştüğü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle görüşse de örneğin sosyal medya gibi meselelerde uzlaşma olabileceğini düşünmediğini vurguladı.

Türkiye’nin ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu, VOA Türkçe’nin, mevcut ve raftan indirilecek yasal değişikliklerin nereye ilerlediği, olası bir erken seçim, nasıl bir Cumhurbaşkanlığı adayı çıkarmak istedikleri, Bahçeli’ye ilişkin görüşü, CHP’nin parti içi gelişmeleri, genel başkanlığı bırakıp bırakmayacağı gibi pek çok konudaki sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, Türkiye’de örneğin barolarca oturma eylemi yapılmasına yol açan yasal değişiklikler gibi konularda “Cumhur İttifakı”nın baskıyı arttırma ve “dikta özlemi” yaklaşımı sergilediğini söyledi.

Erdoğan veya Bahçeli ile görüşmesi için ”olağanüstülük” olması gerektiğini ancak Türkiye’de her gün olağanüstü gelişmeler yaşandığını kaydeden Kılıçdaroğlu, yanlış yapıldığını kamuoyu önünde açıklamalarına rağmen iktidar cephesince bunlara kulak verilmediğini söyledi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak Erdoğan ismi karşısına kimi çıkaracağı konusunda, aday profilini anlatan Kılıçdaroğlu, adayın bir siyasi parti genel başkanı olmaması gerektiğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, bu durumda kendisinin aday olması halinde CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa edip etmeyeceği sorusuna cevaben, “O dönem değerlendirilir” demekle yetindi.

Kılıçdaroğlu, son dönemde Bahçeli’nin sıkça söylediği yasal değişikliklerle “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kalıcılığı, devamı sağlanmalı” yönündeki görüşü içinse “Büyük bir saçmalık, asla doğru değil” tepkisini gösterdi.

Kılıçdaroğlu, “Kasıt Erdoğan’ın ömür boyu orada kalması anlamına mı geliyor? Ne demek kalıcı hale gelmesi? Kalıcı hale gelmesi şu: Bir kişi zaten seçildi. Hatta yeri geldiğinde parlamento zaten vesayet altında, parlamentoya da gerek yok. Medya özgürlüğü diye bir şey olmaması lazım. Sosyal medyayı da tümüyle kapatmamız lazım. Ne demek yargı bağımsızlığı yani yargıcı eğer bir partinin genel başkanı atıyorsa yargı bağımsızlığı mı olur? O yargı bağımsızlığındaki var olan kırıntıları da tamamen yok edelim. Seçim sistemini de tamamen değiştirelim, yeni arayışlara girelim. Erdoğan yüzde 10 da oy alsa, yüzde 80 de oy alsa Erdoğan Cumhurbaşkanı olsun. Bunun hukuki altyapısını oluşturalım. Ben böyle anlıyorum. Büyük bir saçmalık. Asla doğru değil” diye konuştu.

Türkiye’nin mevcut gidişatında tüm yaşananlarla ilgili “Dolayısıyla bütün olumsuzluklara AK Parti ile beraber MHP’nin de ortak olduğunu ifade etmek isterim” diyen Kılıçdaroğlu, parlamentoda muhalefetçe yapılan itirazlar dikkate alınmaksızın iktidar cephesinin milletvekili çoğunluğuyla yasaları hayata geçirmesi süreci bakımından ise “O çoğunluk içinde ben şunu da gayet iyi biliyorum: gerek MHP’nin içinde gerekse AK Parti’nin içinde Türkiye’nin bu gidişinden rahatsız olan çok sayıda değerli milletvekili de var” ifadesini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, partisinde yeniden genel başkanlık yarışına da sahne olacak 25-26 Temmuz’daki kurultay öncesinde Türkiye’nin siyaseti, geleceği ve CHP’yle ilgili VOA Türkçe’nin sorularını şöyle yanıtladı:

Kılıçdaroğlu iktidarı ittifak ile mi kazanmayı öngörüyor?

VOA: CHP olarak ay sonunda “iktidar kurultayı” gerçekleştireceğinizi açıkladınız. Mevcut sistemde iktidar olunması için Cumhurbaşkanı koltuğuna sahip çıkılması, seçilmesi gerekiyor. Erdoğan ismi arkasında AKP-MHP şeklinde yüzde 51’lik bir blok var. Mevcut durumda nasıl iktidar olacaksınız?

Kılıçdaroğlu: Çalışarak olacağız. Malum “Cumhur İttifakı” ve ”Millet İttifakı” diye iki ittifak var. Cumhur İttifakı şu anda iktidar. Bir koalisyon var aslında. MHP, doğrudan bakan vermemekle beraber bir koalisyon var. Bu koalisyon hem uygulamalarda görülüyor hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan çalışmalarda AK Parti ile MHP işbirliğini görüyoruz. Dolayısıyla bütün olumsuzluklara AK Parti ile beraber MHP’nin de ortak olduğunu ifade etmek isterim. Millet İttifakı da aslında güçlü bir ittifak. Bu çerçevede -büyük olasılıkla- yeniden seçimlere gidilecek. Artı yeni siyasi partiler de kuruluyor. O da bir başka gerçeğimiz, Gelecek Parti’nin, DEVA Partisi’nin kurulması. Önümüzdeki süreç içinde nasıl bir tablo çıkar doğrusunu isterseniz hep beraber göreceğiz. Ama yaşadığımız bir gerçek var: Bu sistemin Türkiye’nin iyi yönetilmesi açısından yetersiz olduğunu ve bütün karar mekanizmalarının bir kişiye bağlanmasının Türkiye açısından çok olumsuz sonuçlar doğurduğunu hepimiz gördük ve tanığıyız. Bu tablonun değişmesi lazım. Biz de zaten bunu değiştirmeye kararlıyız.

“Tek Adam Parti Devleti’nde erken seçime Erdoğan karar verecektir, biz erkene de hazırız”

VOA: Sizce seçim planlanan 2023 yılında mı olacak yoksa bir erken seçim öngörüyor musunuz? CHP, bu erken seçime hazır mı?

Kılıçdaroğlu: Şu andan itibaren daha doğrusu yerel seçimlerden sonra biz genel seçimler için bütün hazırlıklarımızı yapmış durumdayız. Her şeyimiz hazır. Belki bir seçim bildirgesi hazırlanacak ama onun da bütün alt parametreleri hazırlanmış vaziyette. Biz olası bir baskın seçime de zamanında yapılacak bir seçime de hazır olan bir partiyiz. Bunun altını özellikle çizmek isterim. Erken seçim olur mu? “Tek Adam Parti Devleti”nin olduğu bir rejimde doğal olarak seçime bir kişi karar verir. O kişi de malum Erdoğan… Erdoğan “Erken seçime gidiyoruz” dedikten sonra parlamentodaki AK Parti ve MHP “evet” diyecektir ve dolayısıyla erken seçim kararı alınacaktır. Erken seçim kararını yasal olarak parlamento yani TBMM’nin alması gerekiyorsa da vesayet altında olması, Erdoğan’ın vesayeti altında olması nedeniyle kararı Erdoğan verecektir.

“Erdoğan zorunlu olarak erken seçime gitmek durumunda kalabilir”

Burada bir başka tablo ortaya çıkabilir. Gelişen bütün olumsuz tabloya MHP ortak olmak istemeyebilir. O nedenle “Ben (Bahçeli/MHP) artık destek vermiyorum parlamentoda” diyebilir. O zaman Erdoğan zorunlu olarak erken seçime gitmek durumunda kalabilir.

VOA: Bahçeli sizce böyle bir hamle yapar mı?

Kılıçdaroğlu: Bahçeli her zaman yapabilir. Bahçeli daha önce de bazı hamleler yaptı. Örneğin (7 Haziran 2015) seçimlerden sonra hemen açıklama yapmıştı: “Derhal bir erken seçime gitmeliyiz” diye. Sonra Türkiye’de bir dizi terör saldırısı oldu ve AK Parti yüzde 49 oy aldı Sayın Davutoğlu o dönemde. Ecevit Hükümeti döneminde de bütün önemli kararlar ekonomik açıdan alınmıştı. Tam o kararların olumlu sonuçları alınacakken yine Bahçeli bir erken seçim kararı aldı ve erken seçime gidildi. Dolayısıyla Bahçeli bu süreçte böyle bir kararı alabilir. Kuşkusuz bu tamamen bizim dışımızda. Sayın Bahçeli’nin alacağı karar demokratik olarak ya erken seçime gidilmesi kapısını açabilir ya da tam tersine Erdoğan’ın tercihine uygun olarak Erdoğan’ın uygun göreceği bir zaman dilimi içinde bir seçim gerçekleşebilir.

Cumhurbaşkanlığı’na Kılıçdaroğlu’nun kendisi aday olacak mı?

VOA: Mevcut sistemde iktidarın kilidi Cumhurbaşkanlığı koltuğu görünüyor. Erken seçime de hazırız dediniz. Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu kez siz aday mısınız? Eğer kendiniz aday olmayacaksanız bu hazırlıklarınız kapsamında nasıl bir aday profiliniz var?

Kılıçdaroğlu: Şimdi bir ittifak yapmışsanız, ittifaktaki aktörlerinden görüşlerini almadan, onların Cumhurbaşkanlığı dolayısıyla beklentilerini dikkate almadan bir karar vermeniz etik açıdan doğru değil. Eğer bir seçim olacaksa bu seçim sürecinde biz Sayın Meral Akşener ile, Sayın Temel Karamollaoğlu ile de, Demokrat Parti’nin Sayın Genel Başkanı (Gültekin Uysal) ile de elbette oturup konuşacağız. Her parti bağımsız cumhurbaşkanı adayı çıkarabilir. Veya “Hayır, ittifakı gerçekleştirelim ve bir tek cumhurbaşkanı adayı olsun o çerçevede seçime gidelim” denilebilir. Bugünden buna karar vermek çok zor. Ama ben şunu ifade edeyim: Cumhurbaşkanı olacak kişinin aynı zamanda bir partinin genel başkanı olmaması lazım. Çünkü Cumhurbaşkanı olacak kişi parlamentoda yemin ettiği zaman, Anayasa’nın gereği olarak tarafsız olacağına dair namusu ve şerefi üzerine and içiyor. Eğer siz namusunuzu ya da şerefinizi korumak isterseniz, namus ve şeref kavramı bizim için çok değerlidir derseniz, bir siyasi partinin genel başkanının Cumhurbaşkanı olmaması lazım.

“Cumhurbaşkanı adayı siyasi parti genel başkanı olmamalı”

VOA: Bu sözleriniz sizin adaylığınız açısından kapıyı kapatır mı yoksa bir istifa durumu mu olur genel başkanlıktan?

Kılıçdaroğlu: Yani dediğim gibi o, o dönem değerlendirilir. Ama benim görüşüm bugün de yarın da bir başka gün de 10 yıl sonra daha da 30 yıl sonra da eğer Cumhurbaşkanı dediğimiz bir kişi, 83 milyonu temsil edecekse, bu aynı zamanda bir partinin genel başkanı olmamalıdır. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve bağımsızlığı çok önemlidir. Çünkü o yargıç atayacaktır. Bir partinin genel başkanı, bir yargıç atarsa yargıya olan güven temelinden sarsılacaktır. Bizim görüşümüz dün de böyleydi, bugün de böyle, gelecekte de böyle olacak.

“Erdoğan ömür boyu orada mı kalacak, sistem nasıl kalıcı olacak, büyük bir saçmalık”

VOA: MHP Lideri Devlet Bahçeli son dönemde sıkça “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devam etmeli kalıcı olmalı” yönünde mesajlar veriyor ve bu konuda diyor ki “yasal değişiklikler yapılmalı”. Sizce bu sistemi kalıcı hale getirmek için ne yapabilirler? Örneğin 7 Haziran 2015 düşünüldüğünde bu iktidar sizce seçimde değişecek mi yoksa değişmemesi yönünde ne hamleler bekliyorsunuz?

Kılıçdaroğlu: Kalıcı… Biraz espri yapayım kalıcı yani gelmesinden kasıt Erdoğan’ın ömür boyu orada kalması anlamına mı geliyor? Ne demek kalıcı hale gelmesi? Bu sistemin Türkiye’ye verdiği zararı hepimiz bilmiyor muyuz? Bir siyasi partinin genel başkanı (Bahçeli), Erdoğan’ın sürekli cumhurbaşkanlığını savunur konuma gelmesi gerçekten de bizim demokrasimiz açısından acıklı bir tablo değil midir? Ne demek kalıcı hale gelmesi? Kalıcı hale gelmesi şu: Bir kişi zaten seçildi. Hatta yeri geldiğinde parlamento zaten vesayet altında, parlamentoya da gerek yok. Medya özgürlüğü diye bir şey olmaması lazım. Sosyal medyayı da tümüyle kapatmamız lazım. Ne demek yargı bağımsızlığı yani yargıcı eğer bir partinin genel başkanı atıyorsa yargı bağımsızlığı mı olur? O yargı bağımsızlığındaki var olan kırıntıları da tamamen yok edelim. Seçim sistemini de tamamen değiştirelim, yeni arayışlara girelim. Erdoğan yüzde 10 da oy alsa, yüzde 80 de oy alsa Erdoğan Cumhurbaşkanı olsun. Bunun hukuki altyapısını oluşturalım. Ben böyle anlıyorum. Büyük bir saçmalık. Asla doğru değil.

VOA: Bu (seçim sistemi) yasa değişikliği olarak gelirse?

Kılıçdaroğlu: Gelmedi, gelmeden bugünden görüş beyan etmek doğru değil. Ama böyle bir şey geldiği takdirde… Bununla ilgili bir çalışmanın yapıldığını biliyoruz. Nasıl bir düzenleme gelecek? Biz de bilmiyoruz ama geldiği zaman düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşırız.

Bahçeli ile en son 18 Ocak 2017’de konuştu

VOA: Bahçeli ile en son ne zaman görüşmüştünüz, yani siyaset konuştuğunuz anlamda? Sizce Bahçeli ne zaman muhalefette olmaktan vazgeçti?

Kılıçdaroğlu: Doğrusunu isterseniz ben özel olarak bir Bahçeli tartışması yapılmasından yana değilim. En son anayasa değişiklikleri parlamentoda görüşülürken, Bahçeli ile baş başa bir görüşmemiz olmuştu (18 Ocak 2017’deki TBMM’de yapılan 45 dakikalık görüşmeyi kast ediyor. Görüşmeyi CHP tarafı talep etmişti). O anayasa değişikliklerinin (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş) Türkiye geleceği açısından ciddi sorunlar doğuracağını ifade etmiştim. Onun dışında Sayın Bahçeli ile oturup, herhangi bir görüşmemiz olmadı.

VOA: Sizce Bahçeli 7 Haziran 2015 gecesi “koalisyona asla katılmayacağını” söylediği beyanıyla mı muhalefette durmaktan vazgeçti?

Kılıçdaroğlu: Bilmiyorum, doğrusunu isterseniz. Belki bunu Bahçeli’ye sormak lazım.

“Erdoğan veya Bahçeli’yle görüşmeyi talep etmem, adımlarından vazgeçeceklerini zannetmiyorum”

VOA: Gündemdeki tartışmalara baktığınızda, Meclis’te de aritmetik olarak AKP-MHP ittifakı sayısal çoğunluğu var ve dolayısıyla yasal mekanizmayı o şekilde işletiyorlar ve pek çok tartışmalı düzenlemeyi yasallaştırıyorlar. Bir noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ya da Bahçeli ile görüşmeyi düşünür müsünüz? Muhalefet olarak uzlaşma arayışı açısından talep eder misiniz?

Kılıçdaroğlu: Hangi açıdan? Benim Sayın Bahçeli ile ya da Sayın Erdoğan ile görüşmem için çok olağanüstü bir şey olması lazım. Zaten Türkiye, her gün olağanüstü olaylar yaşıyor. Benim yaptığım, yapacağımı düşündüğüm ya da yapacağım görüşmelerin Erdoğan’ı ya da Bahçeli’ye vazgeçireceğini sanmıyorum. Yani bir kişi kafasına, “Türkiye’de ben medya özgürlüğünü bitireceğim” diye koymuş ve bu konuda adımlar atmışsa, siz bunu zaten kamuoyu önünde deklare ediyorsunuz, “Bu da doğru değil, yanlıştır”. Sadece ben değil sivil toplum örgütleri de bunu söylüyorlar. Erdoğan, “Hayır, inatla ben bunu değiştireceğim” diyor. Dolayısıyla Erdoğan’la yapılacak bir görüşmenin Erdoğan’ın Türkiye’nin demokratik standartlarının güçlendirilmesi açısından bir adım atacağına asla inanmıyorum. Tam tersine bugün var olan baskıları süreç içinde büyüterek yoluna devam etmek istiyor. Zaten Bahçeli de böyle bir tablodan yana. Dolayısıyla da ikisinin parlamentoda çoğunluğu var. O çoğunluk içinde ben şunu da gayet iyi biliyorum: gerek MHP’nin içinde gerekse AK Parti’nin içinde Türkiye’nin bu gidişinden rahatsız olan çok sayıda değerli milletvekili de var.

“İktidar güç kaybediyor, 2023’te Cumhuriyet demokrasiyle taçlanacak”

VOA: CHP, bir sürü tanımlama yapıyor, ”diktatörlük” de bunlardan birisi. Türkiye, bu işaret ettiğiniz ”sosyal medyayı kapatan, baroları çoklu baro sistemine dönüştüren ve benzer pek çok düzenlemeyi de raftan indirmeye hazırlanan” bir iktidarla nereye gidiyor?

Kılıçdaroğlu: Dikta yönetimi giderek baskısını arttırıyor. Ama şöyle; toplumun önemli çoğunluğu, yüzde 50’sinden fazlası demokrasiden yana tavır aldı. Bunun en belirgin örneği de İstanbul seçimleri. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bile manipüle edilerek İstanbul seçimlerini aynı zarfın içine konan 4 kağıttan, 4 oy pusulasından üçünü geçerli sayıp, birini geçersiz sayan akıl dışı bir karar üzerine İstanbul seçmeni “Öyle bir rezalet olmaz” dedi ve 13 binlik farkı 800 bine çıkarak gerekli dersi verdi. Şu bir gerçek, demokrasi kültürü artık dokularımıza işledi. Çocuklarımız hangi yaşta olursa olsun aile içinde demokrasiyi savunmaya başladı. Biz çevremizde de, mahallemizde de, apartmanımda da demokrasiyi savunmaya başladık. Biz demokrasi kültürünü bir anlamda özümsedik. Dolayısıyla baskıcı yönetimler, iktidarda kalmak için, kendi iktidarlarını sürekli kılmak için yasalarla oynayacaklar, baskı yapacaklardır medyayı susturmaya, ele geçirmeye çalışacaklardır. Medyayı ele geçirdiler, büyük kısmı kontrolleri altında. ama o medya, medya değil. AK Parti’ye veya MHP oy veren vatandaşlar, gidip o gazeteleri almıyor. Çünkü o gazetelerin yanlı olduğunu biliyor, o televizyonları da izlemiyor, onların da yanlı olduğunu biliyor, verdikleri haberlerin de doğru olmadığını biliyor ve dolayısıyla güç kaybediyorlar. Yani bütün imkanları kullanıyor, devletin bütün olanakları kullanılarak güç kaybediyorlar. Nereye gidecek? 2023 yani Cumhuriyet’in 100’üncü yılında biz bu ülkede halkımıza söz verdik Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandıracağız.

Neden CHP’nin muhalefet çizgisini sertleştirmesinden yana değil?

VOA: Ana muhalefet partisi bugün iktidarca terör örgütü ile eşdeğer tutuluyor, böyle açıklamalar yapılıyor. Hangi aşamada siz muhalefet çizginizde örneğin sine-i millete dönmek gibi muhalefet stratejinizi sertleştirmeyi düşünürsünüz?

Kılıçdaroğlu: Biz nabız tuttuk, toplum kavgadan yana değil. Biz nabzına, toplumun beklentilerine göre bir politika oluşturmak zorundayız. Mesela sine-i millete döndünüz, belki Erdoğan en çok bunu ister, yeniden bir seçim yapalım der. Seçime girmeyecek misiniz, gireceksiniz. Niye sine-i millet? Hangi gerekçeyle? Parlamentoda bir milletvekili kalsak bile o kürsüden demokrasiyi savunmamız gerekiyor. O kürsüyü bir hak kürsüsü olduğunu, o kürsüden milletin sorunlarının dile getirilmesi gereken bir kürsü olduğunu bizim anlatmamız gerekiyor. Sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları için yine demokrasiden yana, hukuktan yana, hukukun üstünlüğünden yana tavır takınmaları gerekiyor. Yine o kürsüden bizim yargı üzerindeki vesayetin kaldırılmasını, yargının bağımsız olmasını, evrensel hukuk kurallarına göre karar vermesi gerektiğini, Yargıtay’ın, Danıştay’ın, mahkemeler, istinaf mahkemelerce, Anayasa Mahkemesi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne koşut kararlar alması gerektiğini, hapishanelerde gazeteciler olmaması gerektiğini bizim seslendirmemiz gerekiyor. Bunları seslendireceğimiz yerlerden birisi de Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüdür. Çünkü o kürsüde yaptığımız her konuşma Meclis tutanaklarına geçiyor. Ben gelecek kuşaklara da bu CHP ne yapmış, parlamentoda o baskı dönemlerinde neler söylemiş diye bakacaklardır. Araştırmacılar, gençler, çocuklar bir şekilde bakacaklardır.

“İktidar ve ortağı CHP’li belediyelerin başarısını sindiremediler”

VOA: Şahsınız dahil fezlekeler geliyor. “Meclis’te tek vekil kalsak bile devam edeceğiz” dediniz. Bir yandan da yerelde, HDP’ninki gibi toptan şekilde değil ama teker teker belediye başkanlıkları da hedefte görünüyor. Mesela şimdi en son Rize’deki tek belediyeniz Fındıklı Belediye Başkanı’nın hedefte olması gibi. Bu adımlar sizce CHP’yi nasıl bir muhalefet etsin diye yapılıyor?

Kılıçdaroğlu: İktidar ve onun koalisyon ortağı, CHP’li belediyelerin başarısını içlerini sindiremediler, pandemi döneminde yasaklar getirdiler. Vatandaşların bağış olarak açılan banka hesaplarına yatırılan paralarına bile el koydular. Bütün bunlar herkesin gözünün önünde oldu. Belediye başkanlığını iş yapamaz, görev yapamaz konuma getirmek istiyorlar. Sürekli denetlemek istiyorlar. Ama bütün bunların hepsi yaşanırken belediye başkanı arkadaşlarıma şunu söyledim: Baskılar ne olursa olsun, bir, asla şikayet etmeyeceksiniz. “Vay efendim elim bağlandı, kolum bağlandı. Görev yapamadım” demeyeceksiniz. Siz bütün olumsuz tabloya karşı halka umut vereceksiniz ve onlara yardım edeceksiniz. Bu yapıldı. Tamamı. Beş maskeyi dağıtamayan devasa bir saray iktidarı, çünkü devletin bütün kurumları ona bağlı. Ama biz 5 maskeyi değil, 5 bin maskeyi değil, beş yüz bin maskeyi değil, milyonlarca maskeyi milyonlarca kişiye ücretsiz dağıttık. Bu bizim gücümüzü gösterdi ve vatandaş şunu gördü: Evet bunlar beş maskeyi bile paralı dağıtamadılar. Parasız zaten hiç dağıtamadılar. Ama CHP’li belediyeler bütün baskılara karşın ellerinden gelen bütün çabaları gösterdiler. Evet gösteriyoruz. Bugün bizim belediyelerin hemen hemen tamamı denetleniyor. Bir yerde bir şikayeti, isimsiz ihbar mektubu olması bile yeterli. Normalde isimsiz olunca işleme konulmaması yazım. İsimsiz bir ihbar mektubu veya bir isim var ama ismin kim olduğu belli değil. Hemen derhal soruşturmalar açılıyor, İçişleri Bakanlığı denetim elemanları gönderiyor. Denetimden kaçmıyoruz.

S. Demirtaş’ın tutukluluğu: ”Türkiye’de demokrasinin olmadığını gösteriyor”

VOA: Bir başka muhalefet partisi liderleriyken tutuklanmış iki eş genel başkan var. Siz kendi üzerinizde bu baskıyı kişisel olarak nasıl hissediyorsunuz? Türkiye’de muhalefet yapmak, muhalefet lideri olarak ne düşünüyorsunuz?

Kılıçdaroğlu: Bir kişinin konumu ne olursa olsun, ister sade vatandaş, isterse bir siyasi partinin genel başkanı olsun siyasi görüşlerinden dolayı tutuklanmasını asla doğru bulmam. Hele de 21’nci yüzyılda. Bir siyasi partinin genel başkanı, eline silah alıp birisini öldürmemiş, sokağa çıkıp insanları dövmemiş, bir yere bomba atmamış. Bir kişi düşüncelerini söylemiş. Siz düşüncelerini söyledi diye bir kişiyi yakalayıp haksız, hukuksuz şekilde mahkemelerce tahliye kararı vermesine karşın, bir başka dava uydurup onu içerde tutuyorsanız, bu Türkiye’de demokrasinin olmadığını, adaletin olmadığını, yargının vesayet altında ve baskı altında olduğunu gösteriyor. Gerçek bu.

“İktidar kendi ayağına kurşun sıkıyor, bu düzen dikta özlemi düzeni”

Son barolar olayında da bir fotoğraf vardı: Polislerce etten örülmüş bir duvar ve önünde yerde oturan avukatlar. Şimdi bu fotoğrafı dünyanın hangi ülkesinde gösterirseniz gösterin, bu fotoğraf hangi ülkeye ait Türkiye’ye ait, akla ilk gelen düşünce Türkiye’de demokrasi yok. Bu iktidar ayağına kurşun sıkarak, bu tabloyu bütün dünyaya gösteriyor. Avukatların ne günahı var? Hiçbir günahı yok. Hapishanelerde gazeteciler var haber yaptıkları için, aslında bütün dünyanın bildiği haberi bizim halkımız öğrenmesin, gazeteci gazetecilik görevini yerine getirmesin diye. Sadece Saray’ın istediği haberleri haber yapsın, ben onu besleyebilirim, paralar verebilirim, yönetim kurulu üyelikleriyle büyük maaşlar verebilirim. Yeter ki benim istediğim haberleri yapsın, beni göklere çıkarsın. Onların gözünde gazeteci bu. Ama bu gazetecilik değil ki. Gazetecilik halk adına gücü sorgulamaktır. İktidarı sorgulamaktır. Yeri geldiğinde muhalefeti sorgulamaktır. Gazetecinin görevi budur, aksi halde ona zaten gazeteci denilmez. Ben de zaten iktidarı sürekli öven insanlara gazeteci değil Saray’ın beslemeleri diyorum ve de haklıyım. Hiç kimse de kalkıp, “Bana besleme dedin” diye dava açmıyor açamıyor.

O nedenle hapishanelerinde gazeteciler, sivil toplum örgütleri yöneticileri, Harp Okulu öğrencileri, avukatlar olan, siyasi düşünceleri dolayısıyla insanların haksız, hukuksuz mahkum edildiği bir düzen demokratik bir düzen değildir. O düzen, dikta yönetimi özlemi içinde olanların düzenidir. Bir baskı düzenidir.

“Kılıçdaroğlu hapse girecek denilince sesimizi çıkarmayacağız zannediyorlar”

VOA: Bu düzende ana muhalefet lideri olmak ne hissettiriyor?

Kılıçdaroğlu: Keşke mümkün olsaydı da Türkiye’nin daha farklı sorunlarını tartışabilseydi. Örneğin Türkiye bölgesinde nasıl çok daha güçlü bir hale gelebilir? Türkiye’nin üniversiteleri nasıl bilgi üreten kurumlar haline gelebilir? Üniversiteleri her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı kurumlara nasıl dönüştürebiliriz? Eğitim sistemi nasıl olmalıdır, hep beraber bir araya gelelim, eğitimcilerin, pedagogların görüşünü alalım ve bunlar Türkiye’yi 21’nci yüzyılın yıldızı haline nasıl getirebilir? Türkiye’nin tarlalarını yani her alanda üretim ekonomisini nasıl ayağı kaldırabiliriz? Keşke bunları tartışabilseydik. Ama biz bunları değil, karabasan gibi toplumun ve Türkiye’nin çöken bir baskı yönetiminin getirdiği ortamda, vatandaş nasıl nefes alabilir bunun arayışı içindeyiz. O baskı sadece vatandaş üzerinde değil, bizim üzerimize de var zaten. Yazıyorlar: “Kılıçdaroğlu bakalım ne zaman hapse girecek, yakında dokunulmazlığı kalkacak?” Zannediyorlar ki bunlar yazıldığında biz geri adım atacağız ve dolayısıyla sesimizi çıkarmayacağız. Tam tersine her türlü hukuksuzluğun üstüne kararlılıkla gitmek zaten bizim görevimiz.

CHP’de parti içi tartışmalara “Partiyi yıpratmayalım” uyarısı yaptı

VOA: Siz “vatandaşlar kavga istemiyor” diyerek kamuoyu çalışmalarınız neticesi olarak bir muhalefet stratejisi oluşturuyorsunuz ve belediyeler başta olmak üzere bir yönetim tarzını belirliyorsunuz. Ama bu CHP tabanında bir tartışmaya yol açıyor. Parti içinde muhalefet tarzınız konusunda farklı beklentiler oluyor. CHP’yi yöneten kişi olarak bu dengeyi kurmak, o muhalefet çizgisini belirlemek, zor mu CHP’yi yönetmek?

Kılıçdaroğlu: Doğrudur, CHP yönetmek kolay değil. Ama aslında kolay. Zor değildir. Her düşünceye saygı göstermek zorundasınız. Biz üniversitelerde ve medyada her türlü düşünce özgürce tartışılsın derken; CHP’nin Parti Meclisi’nde veya kurultaylarında “Hayır efendim her düşünce özgürce tartışılmasın sadece genel başkanının söylediği olsun” derseniz o zaman kendi içinizde çelişirsiniz. Bu doğru olmaz. CHP’nin Parti Meclisi’nde de, grubunda da, il başkanları, ilçe başkanları, belediye başkanları toplantılarında da, arkadaşlarımız düşüncelerini özgürce ifade ederler. Hatta diyelim ki herkes 10 dakika konuşacaksa, yönetimi eleştiren bu arkadaşlara daha uzun süre veririm. Çünkü olur ya bizim bir eksiğimiz, hatamız olabilir. Biz her halükarda onları dinlemek ve ona göre bir yol haritası belirlemek zorundayız. Ama şuna dikkat ediyorum, bütün arkadaşlarım da dikkat etmeli: Her türlü düşünce partinin kendi içinde özgürce tartışılmalıdır. CHP’nin dışında partiyi yıpratacak tartışmaları doğru bulmuyorum. Oturur kendi aramızda konuşuruz. Dışarıya çıktığımız zaman da konuşmalarınızı yaptık, düşüncelerimizi ifade ettik, yol haritamızı belirledik ve bu yol haritası çerçevesinde yolumuza devam edeceğiz dememiz gerekiyor. Kamuoyu önünde her kafadan bir sesin çıkmasını doğru bulmuyorum.

“Belediyeler örneğinde demokratik yollarla çalışarak iktidarı kazanacağız”

VOA: Şimdi “çalışarak iktidar olacağız” dediniz ama bu konuda ciddi kaygılar var, nasıl olacak bu iş, nasıl bir muhalefet stratejisiyle olacak diye. Bu baskı düzeni ve diktatörlük olarak ifade ettiğiniz düzende nasıl olacak?

Kılıçdaroğlu: Demokratik yollarla, bütün değişimi demokratik yollarla gerçekleştireceğiz. Türkiye’de halkın sağduyusuna güveniyorum. Halkımız eğrisiyle doğruyu birbirinden ayırabilecek bir birikimi olan bir kitle. Bir yanlışlık varsa önce yanlışlığın düzeltilmesini ister. Biz demokratik yollarla nasıl değiştireceğiz? Neyi, nasıl yapacağımızı anlatarak…

CHP eleştiri kültüründen gelmiş ve eleştiriyi çok önde tutan bir parti. Bugüne kadar öyle bir gelenekten gelmiş tavrımız da var. Ama dikkat ederseniz son yıllarda biz çözümler üzerinde çok fazla duruyoruz. Çözümleri toplumun önüne koyuyoruz. Pandemi sürecinde yaptığım üç basın toplantısında da bu ekonomik ve siyasal buhran dönemini nasıl aşacağımıza dair çözümlerimizi ifade ettim. Topluma anayasa değişikliği, demokratik parlamenter sistem ve yargı bağımsızlığından yola çıkarak, Ulusal Vergi Konseyi’ne kadar bütün ayrıntılarıyla mesajlar verdim. Dolayısıyla CHP iktidarında, neyin nasıl yapılacağını, ana ilkeler ve hangi gerekçelerle belirlendiğini toplumun önüne koymalıyız. Yani sorunları tartışan ama aynı zamanda çözümleri de öğreten bir parti anlayışıyla yola çıktık. İstanbul seçimlerini de, diğer büyükşehir başkanlıklarını da bu stratejiyle kazandık.

VOA: “Bu strateji bize seçimi kazandıracak” mı diyorsunuz?

Kılıçdaroğlu: Kesinlikle. Demokratik yollardan bize seçimi kazandıracak. Ayrıca bu stratejinin genel bir kabulü olduğunu da görüyoruz. Örneğin demokratik parlamenter sistemi savunan sadece ben değilim. İyi Parti de, Saadet Partisi de, DEVA Partisi de, Gelecek Partisi de, Demokratik Parti de savunuyor. Dolayısıyla demokratik yollardan Türkiye’de bir iktidar değişimini gerçekleştirmenin bana göre önkoşulları büyük ölçüde hazır. Seçim bekliyoruz.

Davutoğlu ve Babacan konusunda: ”Geçmişi kan davasına dönüştürmeyelim”

VOA: Ahmet Davutoğlu’yla Gelecek Partisi, Ali Babacan’la DEVA Partisi olarak bakıldığında, CHP tabanında bunları “AKP’nin suçlarına ortak olmuş kesimler” diye görenler var. Bu partilerle nasıl bir ittifak kurabilirsiniz, AK Parti’nin iktidarlarında çok üst kademelerde görev almış, uygulamalarında imzası olan bu isimler ile diye soruluyor?

Kılıçdaroğlu: Şöyle, bugünden bugün ittifaklar veya ittifak için bir görüş ortaya koymak doğru değil. Önce bir seçim kararı alınması lazım. Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin örgütlenmeleri devam ediyor. Pandemi döneminde engeller çıkmıştı, şimdi engeller büyük ölçüde kalktı. Örgütlenmeye çalışıyorlar. Şu gerçeği unutmamak gerekiyor: Geçmişe ilişkin eleştirileri, eğer gelecek açısından size sağlıklı bir tabloda yapabiliyorsanız ve geçmişte olanları bir kan davasına dönüştürmüyorsanız geleceği iyi inşa edebilirsiniz. Ben Sayın Babacan’ın da Sayın Davutoğlu’nun da ülkeye iyi hizmetler yaptığını biliyorum, görüyorum. Belirli ciddi dönemlerde aksaklıklar olduğunu biliyoruz. O aksaklıkların onlardan değil büyük ölçüde Erdoğan’dan kaynaklandığını da biliyoruz. O gerçekler de bir şekilde gün yüzüne ağır ağır çıkmaya başladı. Benim açımdan önünüze koyduğunuz hedef önemli. Hedef nedir? Hedef, herkesin huzur içinde yaşayabileceği, düşüncesini özgürce ifade edebileceği bir Türkiye inşa etmektir. Türkiye’yi inşa edeceğimiz bu süreçte kim bir tuğla koyarsa, bence çocuklarına, torunlarına en güzel mirası bırakmış olacaktır.

“İyi bir gelecek inşa etmek” için ittifak mesajı

”Gelecekteki Türkiye’de özgürce yaşamak, özgürce düşüncelerini ifade etmek, kişi başına gelirin arttığı, herkesin üretime katıldığı, üretimin çok önemli olduğu, Türkiye’nin kendi bölgesinde değil dünyada bir yıldız olarak güvenebileceği bir Türkiye inşa etmek için ben bu mücadeleyi yaptım. Bu mücadeleye katkı verenler, hepsi bir araya geldi. Sadece benim gücüm değil bu güç hepimizin ortak gücüdür” diyebileceğimiz bir ortamı yaratacağız. Eğer bu ortam yaratılabilirse, bence Türkiye’de demokratik yöntemlerle Cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandıracağız.

HDP sorusu: “Bölünmeye değil birlikteliğe ihtiyaç var”

VOA: Saydığınız partiler arasında HDP’nin adı geçmedi. Meclis’in üçüncü büyük partisi HDP. Ama ittifak ortağınız İyi Parti’nin de tutumu belli. HDP’yle CHP arasında gizli bir ittifak olduğu iddiası ortaya atılıyor. HDP’yle ilişkinizi nasıl şekillendirmeyi planlıyorsunuz?

Kılıçdaroğlu: Aramızda gizli bir ittifak var mı, yok mu? Bunu Sayın Mithat Sancar ifade etti, “aramızda gizli bir ittifak yok” dedi. Doğru. Aramızda gizli kapaklı bir ittifak yok. Ama HDP’nin kitlesi de demokrasi istiyor. Onlar da iktidarın, baskıcı bir yönetimin Türkiye’ye zarar verdiğini onlar da görüyorlar. Dolayısıyla bizim belediye başkanlarımıza HDP tabanından yüzde 100 olmamakla beraber tabanından ciddi bir destek geldiğini de biliyoruz. Ama keşke… Siyasi partiler ne ister? Her vatandaş kendilerine oy versin isterler. Ben AK Parti tabanından da oy isterim. AK Parti’ye oy veren kardeşlerim CHP’ye oy versinler isterim. Neden? Eğer sen çocuğunun karnını doyuramıyorsan, üniversiteyi bitiren oğlun/kızın işsiz ise, 18 yıldır iktidardalar ve 18 yıldır bu ülkenin kaynakları götürüp Londra’daki bir avuç tefeciye teslim ediyorlarsa, Türkiye’yi faizcilere teslim ediyorlarsa benim kadar AK Partili de rahatsız olması lazım. Dolayısıyla HDP, İyi Parti, Saadet Partisi, MHP, AK Parti diye bir ayrım ile değil her siyasi partinin amacı nedir, iktidar olmaktır. Her siyasi parti vatandaştan oy ister. Bunları partiler bağlamında bir araya getirdiğinde, tabanları da sanki yüzde yüz liderlerince söylendiği gibi hareket edecek diye bir kural yoktur.

Demokrasiden yana olan bütün güçlerin ortak, birlikte hareket etmesi lazım. Ayrışmaya değil, bölünmeye değil birlikte yaşamaya ihtiyacımız var. Bu çerçevede bakıyoruz. HDP’nin zaten parlamentoda grubu var. HDP’yi ifade etmedim, Millet İttifakı’na dahil olmadığı için adını geçirmedim. HDP de Türkiye’nin saygın partilerinden birisi.

Kariyer hedefi sorusu: “Ülke için yapmayı istediğim çok şey var”

VOA: Burada 12. kattaki makamınızda genel başkanlar tablosuna baktığımızda, İsmet İnönü haricinde, 2010 yılından bugüne genel başkanlık yaptığınız düşünüldüğünde “ikinci en uzun süreli CHP lideri” sıfatını almış durumdasınız. Eğer tarihlerde hata yapmıyorsam. Kurultay itibariyle CHP’deki göreviniz açısından ne düşünüyorsunuz? Kişisel kariyeriniz açısından planlamanız nedir?

Kılıçdaroğlu: Açıkçası kişisel açıdan kariyer düşüncem olmadı. Ama ülke için düşündüğüm, yapmayı istediğim çok şey var. Demokrasilerde uzlaşma kültürü çok önemlidir. Uzlaşma kültürü hem parti yönetimine hem il/ilçe başkanlıklarına yani tabana yayma gibi bir hedefim var. Bunun yanı sıra Türkiye’nin ciddi sorunları var ve bu sorunların çözümüne yönelik ciddi çabaların harcanması gerektiği yönünde bir hedefim var. Bir amacım daha var: Demokrasilerde olması gereken her genel başkanın yeni genel başkan adaylarına imkan sağlama zorunluluğu var ve dolayısıyla bizim milletvekillerimizin veya partililerimizin içinde bana göre genel başkanlık yapabilecek çok değerli arkadaşlarımız var. Bunlar yeri ve zamanı gelince elbette aday olacaklardır. Kendi görüşlerini partililerimiz de bir araya gelip konuşabileceklerdir.

Koltuğunu nasıl bir adaya devretmek istiyor?

Benim bu konuda istediğim: Bir, gerçekten toplumun her kesimiyle sıcak ve samimi ilişki kurmak. İki, CHP’nin tarihini çok iyi bilmek. Üç adımız Cumhuriyet Halk Partisi, halkın partisi olduğumuzu asla unutmamak, belli bir çevrenin, belli bir grubun değil halkın partisi yani apartman görevlisinden tutun, işsiz bir kişiden tutun sanayiciye kadar, üniversitedeki hocayı tutun anaokulundaki öğrenciye kadar, ev kadınından tutun çalışan kadınlara kadar, orman köylüsünden tutun sendikalı işçiye kadar bütün sorunları bilmek, özgürce tartışmak ve çözüm üretmek. Dış politikada da barış eksenli bir politikayı sürdürebilmek. Bu ana ilkeler içerisinde, eksende yeni arkadaşlarımız mutlaka çıkacaktır.

CHP Genel Başkanlığı’na devam kararında parti örgütünü işaret etti

VOA: Ama bu kurultayda sizi mi göreceğiz genel başkan olarak?

Kılıçdaroğlu: Bilmiyorum. Belki bu kurultayda arkadaşlar çıkar. Aytuğ Atıcı aday olacak, benimle geldi görüştü ve adaylığını ifade etti. Ben de memnuniyetimi kendisine ifade ettim ve çalışması gerektiğini söyledim. Aytuğ Bey hem Mersin’de milletvekilliği yaptı, akademik dünyadan geliyor, iyi bir sağlıkçı. Parti okulumuzda uzun süre hizmet verdi ve gösterdiği çabaları da saygıyla anmam gerekiyor. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte göreceğiz.

VOA: Bunun netleşmesi için soracağım, genel başkanlığı, siyaseti bırakma noktası için bir hedefiniz var mı? Ben şurada yoruldum ya da şurada tamam derim dediğiniz bir hedefiniz var mı?

Kılıçdaroğlu: Benim değil aslında örgütün bu konuda nabzını tutmak gerekiyor. Örgüt, eğer bu konuda “evet, bir başka adaya ihtiyacımız var” dediği anda biz görevimizi yerine getiririz.

YORUMLAR

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.